UŞAK İÇİN ÇALIŞMA ZAMANI

Sanayicilerimizin yoğun teveccühleri ile geldiğimiz bu vazifeyi hakkıyla yerine getireceğiz. Bir çok yerde de bahsettiğim gibi “Uşak için çalışma zamanı” gelmiştir. Daha önce çeşitli sebeplerden yaşanmış olan kavga, küskünlük veya kırgınlıklar bitti artık. Hepimiz muhakkak ki geçim temini için çalışmaktayız. Ama bu geçim temininin yanında bir ortak paydamız var. Bu ortak payda “Uşak”ımız için ve dahi (istihdam verilerine ve işçi profiline göre) çevre il ve ilçelerimiz için yani Türkiye’miz için çalışmamızdır.
Uşak Organize Sanayi Bölgesi olarak 12.500 işçi, 284 işletme için değil; evlerindeki on binlere bakmak gayesi ile çalışmaktalar. Bu ortak amaç ve akıl çerçevesinde “Türkiye’nin yükselen yıldızı” aynı zamanda yabancı yatırımcının da yeni adresi olan Uşak Organize Sanayi Bölgesinin, tüm sanayicilerimizin fikirlerini özgürce dile getirebileceği yeni yönetiminin sevk ve idaresinde; mevcut sorunlarını aşacağı gibi ileride oluşabilecek her türlü sorunun da altından rahatlıkla kalkabileceğine inanıyorum.
Ben ve Yönetim Kurulundaki tüm arkadaşlarım “biz” olarak çalışma hedefi ile geldiğimiz bu görevimizde bölgemizin ve ilimizin sorunlarının çözümünde “ortak akıl” dan şaşmayacağız.
“Senden” yahut “benden, bizden” gibi tanımlamalara sözlüğümüzde hiçbir zaman yer olmadı. Demokratik ve herkese eşit mesafede duran bir yönetim anlayışı ile hareket edeceğiz.
Bu kutsal göreve bizi layık gören tüm sanayici dostlarımıza teşekkür ederim.

Türkiye'de Girişimcilik

Dünyada yaşanan son değişimlerden sonra, ekonominin ve yeni düzenin en önemli unsurları girişimcilik ve yenilikçilik olmuştur.

Bu iki unsurun etkili olabilmesi ve amaçlarına ulaşabilmesi için ürün ve hizmetlerde sürekli gelişimin sağlanması gerekmektedir.

Hem girişimcilik hem de yenilikçilik belli unsurları göz önüne almadan başarılı olamaz. Ne yaparsanız yapın, toplumun sosyal ve kültürel değerlerini, dini değerlerini, örf ve adetlerini, ürün yada hizmetin nasıl kullanılacağı yani kullanım kolaylığı gibi unsurları dikkate almazsanız başarıya ulaşamazsınız.

Kendi işini kurmak, ya da mevcut faaliyet konusuna bir yenisini eklemek elbette çok heyecan verici. Bu heyecan, girişimin başarıya ulaşmasında çok önemli bir faktör olmasına rağmen bazı durumlarda girişiminize zarar verebilir. Küçük ama önemli detayları gözden kaçırabilirsiniz. Girişimcilik belli aşamaları olan bir süreç olduğuna göre en başta planlamada hata yapmamanız ve son derece dikkatli olmanız gerekmektedir. Hata demişken en önemli hatalardan birisi de sürekli olarak başarılı örneklere bakmak ve onları incelemektir. Herkesin yaptığı DOĞRULARA dikkat etmek gerekir. Şimdi bu moda! Dünyada herkes bunu kullanıyor! Modern ürün/hizmet anlayışı bunu gerektiriyor! Bu cümleleri muhakkak duymuşsunuzdur. Bu “herkesin yaptığı DOĞRULARI” derinlemesine analiz etmezseniz, çoğunluğun peşine düşerseniz büyük hatalar sizi bekliyor demektir.

Özellikle Türkiye’de taklitçiliğin, AR-GE ve ÜR-GE çalışmalarını bastırdığını düşünürseniz konu daha net anlaşılacaktır. Sahaya inmek, son kullanıcılara ulaşmak, ister beyaz yakalı ister mavi yakalı olsun girişimde görev alacak personelin fikrini almak, maliyet hesaplarını doğru irdelemek, doğru finansman, üretim ve satış planlarını yapmak ve nihai kararı vermek. İşte mesele bundan ibaret. Genel anlamda basitçe özetlediğimiz girişimcilik süreçlerini doğru bir şekilde yerine getirmeyenleri, etrafımıza biraz dikkatlice baktığımızda rahat bir şekilde görebiliyoruz.

Caddelerde, sokaklarda, sanayi bölgelerinde birçok yerde sürekli tabelalar değişiyor, ünvanlar değişiyor. Peki neden uzun ömürlü şirketlerimiz, işletmelerimiz olmuyor? Maalesef yeni kurulan işletmelerin birçoğu ilk 3 yılını tamamlayamıyor. Galiba bunun nedeni iş kurma süreçlerinde saklı. Bu süreci aşağıdaki şekilde özetlemek mümkün diye düşünüyorum: ……….. günde/ayda, ….……. dükkanını/fabrikasını/işletmesini açsam, ….….. aya/yıla kadar üretime/satışa geçsem, ………. ayda, ……… kadar ürün/hizmet satsam. Ooo bu iş tamam. İşte size Türk işi girişimcilik. Noktalı yerleri siz doldurunuz.

Dolayısı ile yapılacak olan girişimin konusu ne olursa olsun, ön çalışmalar yapılmalı. Açmak istediğiniz işletme için açılış/iş kurma sürecindeki tedarikçilerle görüşülmeli, satış için nihai kullanıcılarla ön görüşmeler yapılmalı ve en önemlisi benzer girişimler doğru bir şekilde analiz edilmeli. Örnek alınan girişimlerde sadece başarılı olanlar değil, başarılı olamayan örnekler de çok iyi incelenmeli. Maalesef, çoğu zaman heyecanımıza kapılıp bu süreçleri göz ardı ediyoruz ve işe koyuluyoruz. “Kervan yolda düzülür” deyip plansız, programsız, takvimsiz, öngörüsüz bir şekilde işe başlıyoruz. Çünkü girişim süreçlerinin yerine, sizin de duyduğunuza emin olduğum bir cümle geliyor: “Falanca yapmış çok da güzel kazanıyor”. Sonra bir bakmışsınız tabela değişmiş. Taklitçiliğin en temel dayanağı olan bu cümle, bir çok girişimin başarısız olmasının en önemli nedenidir. Siz siz olun, herkesin yaptıklarına dikkat edin, yoksa herkesten farkınız olmaz. Hem başarılı hem başarısız örnekleri inceleyin, yoksa ne olası hataları ne de doğru hamleleri kestiremezsiniz. Doğru zamanda, doğru yerde girişiminizi gerçekleştirin, yoksa işi sürdüremezsiniz. Konuyu uzatmadan, somutlaştırarak örnekleyelim:Kardan yapılan evler güzel oluyor diye eskimoları örnek alıp Akdeniz sahillerinde kardan ev yapamazsınız. Tüm girişimcilerimizin başarılı olması temennilerimle.

Babalar ve Çocukları
Zamanda yolculuk mümkün müdür?

Aslında evet, mümkündür.

Zamanda yolculuk kafalarımızın içinde beynimizde mümkündür. Ve hepimiz bu yolculuğa sık sık çıkarız. Geçmişe gideriz, oradan elde ettiğimiz tecrübe ile geleceğe yolculuk eder ve geleceğimizi şekillendirmeye çalışırız.

Ama maalesef bu yolculuk kendimiz içindir. Karşımızdakini anlamak için kullanmayız bu yolculuğu. Kurumlar / Şirketler açısından burada karşımızdaki bazen çocuklardır, bazen babalardır.

Babalar “Yönetim çoluk çocuk işi değildir” derken, çocuklar “hangi zamanda yaşıyoruz” demektedirler. Her şey değişiyor, ama ben değişimden muafım diyen babalara karşı “dünyadan haberiniz yok” diye içinden, sessiz sedasız konuşan çocukları.

“Aslında kurumsallaşmaya gideceğim ama benim çocuklar daha hazır değil.” Evet, hazır değiller ve hiçbir zaman da hazır olmayacaklar maalesef. Çünkü babalar çocuklarında kendilerini görmek istiyor. Onları kendilerinin birer kopyası olarak yetiştirmek istiyorlar. Çocukları ayna gibi düşünüyorlar ve birçok şeyi gözden kaçırıyorlar. Gözden kaçanların başında ise çocukların ne istedikleri.

Kurucu babalar, çocukların da aynı işi yapacaklarını düşünüyorlar. Ama çocuk bırakın şirkette yönetime gelmeyi bazen o sektörde bile bulunmak istemiyor. Bazı çocuklar doktorluk yapmak isterken bazıları da avukatlık yapmak isteyebiliyor. Gayet normal olan bu istekler olumsuz olarak karşılanabiliyor. Yönetim çoluk çocuğa bırakılacak bir iş değilken çocuğun kendisine ait geleceği kurması zaten mümkün değil. Sonuçta kurulacak olan gelecek şirketin başına geçmekten ibaret olacak. Peki, istemediğiniz bir işin başına geçerseniz ne olacak? Cevap zaten istatistiklerle açık olarak verilmiş durumda. Kurucu baba bu dünyadan ayrıldığında, şirket paylaşılacak ve mevcut sektörde faaliyet göstermek istemeyen çocuklar kendi paylarını başkalarına satacak. Sonuç olarak yeni küçük, orta ya da mikro ölçekte işletmelerimiz olacak. Babalarının kendilerini anlamadığından yakınan çocuklar bu sefer aynı şekilde kendi çocuklarını yetiştirmeye çalışacaklar. Onlardan sonra yine yeniden küçük, orta veya mikro ölçekli işletmeler. Ve görünen o ki döngü bu şekilde devam edip gidecek. Yukarıda anlattıklarımız bize, kurum kültürü oluşturmaktan, stratejik yönetim planlarına, ihtiyaç duyulan işletme bölümlerinin oluşturulmasından, yönetimlerin profesyonelleşmesine ve aile/şirket anayasalarına kadar birçok unsuru ihtiva eden kurumsallaşma ile ilgili şöyle bir algı olduğunu söylüyor: “KURUMSALLAŞ – MA”.

Bu “KURUMSALLAŞ – MA”nın sonuçları ise daha ağır oluyor. Kurucu olan babanın bir şekilde işten elini çekmesinin akabinde şirket dağılma ile karşı karşıya kalabiliyor.

Maalesef aile şirketlerimizin birçoğu 3. kuşağa bile ulaşamadan ömrünü tamamlayıp kapanıyor ya da el değiştiriyor. İstatistiklere göre üçüncü kuşağa kadar yaşayan aile şirketlerinin sayısı % 10’nun altındadır. Kurucu babalarımız, şirketlerini sonraki kuşaklara taşıyacak olan çocukları ile karşılıklı anlayış sorununu çözmedikçe de bu olay bu şekilde devam edip gidecektir. Karşılıklı anlayışsızlık babalar ve çocuklar arasında gerçekleşirken şirket çalışanları da arada kalmakta ve ezilmemeye çalışmaktadır. Şirketlerimizin büyük bir kısmı aile şirketi olduğuna göre sorun şirket ölçeğinden ulusal ölçeğe taşınmaktadır. Ulusal ölçekte ilk aklımıza gelen “Dünya çapında tanınmış kaç markamız var” sorusudur. Rakamlara girmeyelim ama bu soruya maalesef gurur duyarak cevap veremiyoruz. Yukarıda yazılanları uzatmak mümkün, bu konuda yazılabilecek çok şey var ama biz sorunun çözümünü özetleyelim. Birbirlerini başkalaştırmamış, ötekileştirmemiş şirket yönetimlerinin, “birlikte başardık” diyebilmek için strateji geliştirmesi ve uygulaması gerekiyor. Zamanda yaptığımız yolculukları karşılıklı anlayış için de yapmamız ve en önemli sermayemiz olan duygusal sermayemizi güçlü tutmamız gerekiyor.

Değişmeyen Tek Şey Değişimdir
İsteseniz de istemeseniz de “değişim” kaçınılmazdır. Planlı ya da plansız, isteyerek ya da istemeyerek. Her halükarda değişime maruz kalıyoruz. Bireysel ve toplumsal yaşam tarzları, ekonomik dengeler, siyasi güç dengeleri, düşünceler aklınıza gelen bir çok şey, hiç bitmeyen bir değişimde.
Değişime ayak uydurmak ise gerçekten zor. Bu noktada neler yaparsak diye sorduğumuzda en önemli aktör olarak insan faktörü ortaya çıkıyor. Dolayısı ile değişime ayak uydurmak ve değişimden olumsuz etkilenmemek için, işe “insan” dan başlamamız gerekiyor.

Türkiye Ekonomisi’ nin yükselmekte olduğu , tüm dünya tarafından kabul ediliyor. Avrupa Birliği’ndeki kriz halen etkisini sürdürüyor. Toplam 27 üye ülkenin yaklaşık 510 milyonluk nüfusu bulunmakta ve bu nüfusun yaklaşık olarak 65 milyonu işsiz. Ayrıca 120 milyon insan yoksulluk sınırında yaşamını sürdürüyor. Ekonominin en önemli aktörlerinden olan otomobil şirketleri fabrika kapatmadan çalışanlarını işten çıkarmaya kadar uzanan radikal kararlar alıyorlar. Giderek yaşlanan bir nüfus sorunu var. Üreten değil tüketen bir toplum olma yolunda hızla ilerliyorlar. Avrupa bu sorunlarla uğraşırken Asya ülkeleri de yeni ve etkin ekonomik faktörler olarak bu değişimdeki rollerini oynuyorlar.

Tüm bu gelişmeler yaşanırken Dünya’nın ekonomik dengeleri de hızla değişiyor. Yeni dengelerin oluştuğu bu dönemde üstümüze düşeni yapmazsak, bu yeni sistemdeki yerimiz çok iyi olmayacağı gibi etkili ve güçlü bir ekonomiye de sahip olamayacağız. Ekonominin güçlü ve etkin olması enerji, silah, yazılımlar, otomobiller gibi unsurları üretebilmek ve dışa bağımlı olmamak demek.

Bu değişim sürecinde üretim emek yoğun sistemlerden teknoloji ve bilgi yoğun sistemlere dönüşüyor. Bu noktada yeni gelişen teknolojiyi ve bilgiyi etkin bir şekilde kullanacak olan ise “insan”.
Ara eleman, yöneticiler, girişimciler, patronlar ise insan faktörünün alt bileşenleri olarak karşımıza çıkıyor. Bilgi ve teknoloji geliştirmek, yeni bilgileri ve teknolojileri transfer etmek geleceği planlarken ilk akla gelenler. AR-GE faaliyetleri planlanırken de sürekli olarak yeni teknolojilerden, makinelerden, yazılımlardan bahsediliyor. Peki insana yapılacak olan yatırımlar ne zaman gerçekleştirilecek.
Tabiri caizse İK AR-GE çalışmaların da gündemimizde yerini alması gerekiyor. Yeni girişimcileri, patronlar, ara elemanlar, yöneticiler, hepsi İK AR-GE çalışmalarının konusu. Mavi yakalı personeller kadar beyaz yakalı personeller de bu çalışmalara girmeli.

Eğitimin hayat boyu sürmesi sağlanmalı. Ciddi bir genç nüfus potansiyelimizin olduğu herkes tarafından biliniyor. Genç nüfus belki de elimizdeki en büyük güç. Ama bu gücü kontrol edemezsek bu avantaj dezavantaja dönüşebilir. Ülkemizin geleceği onlara emanet, onlar da bizlere.
Değişime ayak uydurmak hatta değişime yön vermek için bir işletmenin ya da fabrikanın tüm insan faktörleri ciddi olarak çalışılmalı. Patrondan tutun da en alt kademedeki personele kadar hepsi ciddi bir şekilde işlenmeli ve gerekli donanımlara sahip olmaları sağlanmalı. İnsana yatırım yapılmalı ki değişime yön verebilelim, değişime yön verebilelim ki gelecek bizim olsun.

Türkiye’nin Yükselen Yıldızı Uşak Organize Sanayi Bölgesi
OSB uygulamasının sürdürülmesi neticesinde sürekli gelişen ve değişen şartlara uyum sağlamak gerekmekte ve işleyen bir yapı olan OSB lerde yeni ihtiyaçları belirleyip hızlı ve dinamik bir şekilde çağa uygun adımlar atmak gerekmektedir. Uşak Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanlığı olarak bu konuda tüm yönetici ve çalışma arkadaşlarımızla uygun hareket etmekteyiz.

Bu kapsamda; gerçekleştirilecek olan Gölet Projesi, Sosyal Tesis Projesi ve Finans Merkezi Projelerinde hızla ilerleme kaydetmekteyiz. Futbol sahamızı yenileyerek daha modern ve daha kullanışlı bir saha haline getirdik bununla birlikte finans merkezi ve konferans salonu projeleri inşaatı başladı ve en kısa sürede faal duruma gelecektir. Özellikle UOSB için çok önemli olan Gölet Projesi konusunda çalışmalarımız hızla ilerlemekte ve bu konuda yaptığımız çalışma ve Bakanlık düzeyinde görüşmeler ile emin adımlarla ilerlemekteyiz.

Her geçen yıl büyüyen UOSB’ de enerji tüketimlerinin artışı ile birlikte işsizlik rakamlarının düşmesi bizim için sevindirici bir gelişmedir. UŞAK İli işsizlik oranının %5 seviyesinde olmasında UOSB’ nin payı göz ardı edilemez. 2011 yılı istihdam rakamı 8500 kişi olan UOSB ‘nin 2012 yılı istihdam rakamı 10.000 seviyelerine çıkmış ve % 15 oranında bir artış göstermiştir. Her geçen yıl artan istihdam rakamları, Uşak Organize Sanayi Bölgesi’nde yapılmış olan yatırımların ve çalışmaların boşa gitmediğinin göstergesidir. 2023 yılı hedefimiz ise 20.000 kişidir. Her geçen yıl artan elektrik tüketimleri, 2012 yılında 374.704.890 kWh olmuş ve 330.974.305 kWh olan 2011 yılına oranla % 13,22 artış kaydetmiştir.

Değerli Sanayici Dostlarım,

Tamamlanan her türlü çalışma ve yenilikler bölgemize olan ilgiyi ve değeri artırmaktadır. Yapılan yatırımların karşılığını aldık ve bunu bölgemizi incelemeye gelen yerli ve yabancı yatırımcıların ilgisinden, tahsis etmiş olduğumuz parsellerimizden anlamak mümkündür. Bölgemizin değerinin artmış olduğu, yapılan yatırımların karşılığının olduğu arsa fiyatlarındaki artıştan da anlaşılmaktadır. Tüm bu yatırımlar ışığı altında Uşak Organize Sanayi Bölgesi bir cazibe merkezi haline gelmiştir.

2012 yılı; 150 Milyar Dolar ihracat barajını aşan Türkiye için büyüme yılı olmuş ve büyüyen Türkiye, 2013 yılında istikrardan güç alarak çok daha iyi bir değere ulaşacaktır. Bilindiği üzere küresel ekonomiye dair belirsizlikler sürmekte ve özellikle Euro Bölgesinde daralma sürmektedir. İstikrarlı bir şekilde büyüyen Türkiye, ekonomisi ve dış politikası ile daha da güçlenecektir. UOSB olarak bütünleşmiş yapımız ve uzun yıllara dayanan tecrübemiz ile uluslararası pazarda tüm dünyaya güven vermekteyiz. “Türkiye’nin Yükselen Yıldızı’’ olan Uşak Organize Sanayi Bölgesi, 2013 yılında da siz değerli sanayicilerimizin verdiği güven ve destekle UŞAK için, başarıyla yoluna devam etmektedir.